aldemir

GEÇ MODERNİTE MUTANTLARI

“Milliyetçiliklerin modern bir olgu olup olmadıkları
hep tartışıla gelmiştir. Ama hakim görüş,
milliyetçiliğin modenitenin sonuçlarından biri olduğu yönünde seyrediyor.”
Ernest GELLNER

Dünya görüşümün ve kişiliğimin içinde şekil bulduğu Türk milliyetçiliği de 20.yy’ ın erken modernleşme ürünü olduğu varsayılır. Sadece Anadolu Türklük’ ünde değil,Türkistan,Kazak-Tatar,Azerbaycan,Balkan ve diğer Türki coğrafyalardan da güçlü sesler verir.(İncelenmesi gereken ayrı bir bahse konudur.)

Ülkemize dönersek Türkiye Cumhuriyetinin KURUCU BABALARI Türk milliyetçiliğini ULUS-DEVLET inşa sürecinde bir tutkal olarak kullanmışlar ve Türk modernleşmesinin en güçlü parametresi olarak görmüşlerdir.

Türk Milliyetçiliği modernitenin bir sonucu ise,modernite kavramına kısaca bir göz atmak da fayda var.Modernite 19. ve 20.yy ‘ları tanımlayan hakım olgudur.Totalize ediyor,homojenleştiriyor,tek tipleştiriyor,merkez ve çevre olarak hayatı ikiye bölüyor ve çevreyi merkeze benzetmeğe çalışıyor.Bütün bunları ise ‘’GÜÇ’’ ile yapıyor.

YAZININ DEVAMI !

LATE MODERNITY MUTANTS

LATE MODERNITY MUTANTS

The Turkish Nationalism in which my world view and character was shaped and for which the sake of it I spent my years (that 8 of those passed in the dungeons of my homeland) is assumed to be one of the early modernization products of the 20th century. This stream sounds strongly not only from Anatolian Turkish-ness but also from Turkistan, Kazakh-Tatar, Azerbaijan, Balkan and other Turk basins.

Turning back to our country; the founder fathers of the Turkish Republic which was in fact founded as a state-nation, utilized Turkish nationalism which also includes uniting cultural aspects in it at those years as “glue” in the nation building process after founding the state and considered it as the strongest parameter of Turkish modernization. When Turkish Nationalism rose as a product of paradigm of modernization, it had to take the position of following a totalizing, homogenizing and singularizing path which halves the life as the center and the ambient, and tries to assimilate the ambient to be similar to the center. More importantly, as it tried to perform the nation building process not by encouragement and a national agreement conforming with the dominant winds blowing in Europe, but by “POWER” the problems were solved (!) in short term but the bottom waves which were supposed to be suppressed, continued to force consistently the conceptual framework of nation-state.

YAZININ DEVAMI !

aldemir

IS CIVIL CO-IDEALISM

IS CIVIL CO-IDEALISM (SİVİL ÜLKÜDAŞLIK) POSSIBLE?

The reason for this article is the assessment of a fellow friend with a liberal stance in a meeting. My fellow liberal friend said “In the light of the definition of Şerif Mardin, Turkish Idealism (Ülkücülük) has remained as the stumpiest mass movement in the walk of Anatolian children from “periphery” to the center. Unfortunately, at the moment, Turkish Idealism (Ülkücülük) is the greatest mass movement of Turkey that has detached from its village and but stuck between rural and urban.” Upon this assessment, and getting angry a little bit with an orthodox idealist (ülkücü) reflex, I thought of commencing a counter attack by saying “What about the Kurds?” but I preferred staying silent and making some contemplation on this critique. Fortunately I did, otherwise I could not reach the inferences below which I think will make some angry.

“Ideal” (ülkü) at its literal meaning, means “the thing that is set as target that is desired to be reached, ideal, the thing that can be acquired only with thought”. In fact, it is very pathetic that a movement which adds the suffix “-ist” to its end and makes an abstract term an ideology, an understanding of politics, remains at the very back in the cultural walk of the periphery to the center which has put its mark on the last 15 years of Turkey.

YAZININ DEVAMI !

DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI

DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI ve SİVİLLEŞME BAĞLAMINDA YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARI

Aktüel olması dışında herhangi bir heyecan uyandırmayan ve geniş kesimlerin katkı sunmakta tereddüt ettiği bir anayasa yapım sürecine şahitlik etmekteyiz. İşin bu noktaya gelmesinde, demokrasinin kavramsal arka planının iğfal edilmesinin ve kavramın içinin bilinçli bir şekilde boşaltılarak itibarsızlaştırılmasının büyük rolü vardır. Zira demokratik bilinç, demokrasi kavramını dillere pelesenk etmekle sağlanacak bir bilinç türü değildir. Uğruna gerekli mücadelelerin verilmediği bir demokrasi sürecini tarih kaydetmemiştir. Ancak bizde demokrasi havarisi kesilen kesimlerin bile demokrasi tanımlarında” ancak- ama” gibi şerhlerin olması hazindir! Bunda hiç şüphesiz Cumhuriyetin kuruluş öyküsünün diğer ülkelere göre çok farklı şartlarda teşekkül etmesi önemli bir sebep olarak karşımızda durmaktadır. Zira bağımsızlık mücadelesi veren ve dört bir yandan kuşatılan bir milletin yeniden tarih sahnesinde silinmeden var olabilmesinin öyküsüyle, Cumhuriyetin öyküsü aynı döneme denk düşmektedir! Her ne kadar imparatorluğun son döneminde cılız çabalar olsa da kurumsallaşma Cumhuriyetle sağlanmıştır.

YAZININ DEVAMI !

HAYATI HEP DİKİZ AYNASINDAN ALGILAMA

Pek çok kişiye göre “Şu an, insanlik tarihinde hayatta olmak için en iyi zamandır.” Son yüz yıldır sürekli hale gelen bir değişim periyodu ile günümüzde dünyamız hiç olmadığı kadar zengin, hiç olmadığı kadar barış ve huzur dolu ve fırsatlar yönünden hiç olmadığı kadar zengin. Örneğin, ortalama bir kişi, bir yüzyıl öncekinden yaklaşık sekiz kat daha zengindir, tüm yer kürede son iki on yıl içerisinde neredeyse bir milyar kişi aşırı fakirlikten çıkartılmış, yaşam standartları neredeyse 5 kat yükselmiş, beklenen yaşam süresi yaklaşık 20 yıl artmış, bir dünya savaşı ihtimali yarı yarıya, bölgesel bir savaş ihtimali üçte bir oranında azalmış, insanlık daha önce şahit olmadığı şekilde genetik şifreleri ve evrenin kilidini açma çabasına girişmiş durumda. Artık dünya küçülerek bir “köy” metaforu ile tanımlanır olmuş, bugünkü malların hemen hemen tamamı, sermaye ve işgücünün büyük bir bölümü küresel anlamda “mobil” hale gelmiştir. O zaman “artık dünyamız işlevsel olarak daha küçüktür ve imkanları daha önce olmadığı kadar parlak, yer küre hiç olmadığı kadar fırsat dolu.” Bu projeksiyon ışığında daha güzel bir gelecek bizi beklemektedir. Ama acaba bu iyimser tablo gerçeği ne kadar yansıtmaktadır?

YAZININ DEVAMI !