DÖNÜŞEN DEVLET ve SİVİL TOPLUM

“Aslında imparatorluk bakiyesi bir toplumdan “önce devlet ve ona uygun bir Millet” oluşturma projesi olan cumhuriyet serüvenimiz, 21’nci yüzyılda “milletin istek ve taleplerine uyan bir devlete dönüşme” sancısı yaşıyor ..”

İnkar edilen ve görmezden gelinen bir takım tarihi, etnik, dinsel, çevresel, cinsel farklılıklar kovuklarından önlenemez ve inkar edilemez bir gerçeklikle gün yüzüne çıkıyor. Sanal gerçekliklerle şuurlaşan birey ve gruplar şok üstüne şok yaşıyor, panik içersinde tepki veriyor. Siyasi ve sosyal mensubiyetler tekrardan gözden geçirilip, yeni toplumsal dengeler oluşturuluyor.

Her ideolojik yapı, grup ve meşrepten insanlar totaliter veya özgürlükçü duruşlar alıyor, zihinsel tanımlarını yeniden yapıyor. Özgüveni yüksek olanlar özgürlükçü cenahta temayüz ediyor. Yeni Türkiye toplumu olmayı bir doğum olayına benzetirsek; sancılar, kanamalar, korkular, stresler, kaygılar, beklentiler, sevinçler, müdahaleler söz konusu. Herkes iyi niyetli ama unutmamalıyız ki ananın da çocuğunda sağlığı önemli, risk kabul edilemez. Şahsi hesapları ve düşmanlıkları bir kanara bırakıp, doğumun sağlıkla bitmesine yardım etmek gerekir. İşte tam da bu noktada “Sivil Toplum” organizasyonlarının hayati önemi devreye giriyor.

Sosyal ve siyasi analizler bize gösteriyor ki “Türkiye Toplumunun Devletine Dönüşümü” doğumda, ülkenin sakinleri ve siyasileri toplumun gerisinde kalmaktadır. Değişim- dönüşüm yolunda toplum, yönetici elidinin önünde gitmektedir. Toplumun bu kıymet biçilemez değerdeki pozitif durumunu kurumsal hale getirebilmek için sivil toplumcu yapıların aklına ve öncülüğüne hayati derecede ihtiyaç vardır. Belki de yakın tarihimizde ilk defa Jakoben ve elitist bir anlayışla tavandan dayatmacı anlayışlarla değil de tabandan, hayatın içinden desteklenen, YENİ BİR DÜZEN KURMA şansını yakalayabileceğimizi düşünüyorum.

Demokrasiden beslenen sivil toplum yapılarının ciddi görev ve sorumlulukları üstlenmesi Yeni Düzenin oluşumunu hızlandırıp, riski azaltacaktır. Devletin ve siyasi otoritenin dışında kendi ilke ve kurallarına göre işleyen; kendi kendini düzenleyen sivil toplum organizasyonları tıkanıklıkları açabilir, iletişimin devamını sağlayabilir, yol gösterebilir, süreci denetleyebilir ve hızlandırabilir.

Ülkemizi teklik içinde çokluğun yaşandığı, birey ve grupların denetim ile baskı görmeden kamu yönetimine katıldığı, katılımcı-çoğulcu demokratik cumhuriyet düzeni boyutuna taşıyabilirsek bireyler daha mutlu, toplumumuz daha huzurlu olabilir.

Aksi durum mu? Düşünmek bile korkutuyor beni. Eşit vatandaşlar olarak barış içerisinde bir arada yaşama ülküsünü gerçekleştiremezsek; ne yazıktır ki sonuç kan, gözyaşı, kaos, yok oluş, küresel kölelik olarak görülüyor..

Previous Post Next Post