DİRİLİŞİN MANİFESTOSU ! TÜM MÜMKÜNLERİN KIYISINDAYIZ !

Günümüzde ülkemizde sıkça dile getirilen devlet ve siyaset adamlarının korku ve endişeyle ileri sürdükleri beka sorunu nereden kaynaklanmaktadır? 1970’li yılların sonlarına doğru küresel güçlerin bugünkü Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gibi o dönemde de “Yeşil Kuşak Projesi” dillendiriliyordu. İran’da gerçekleşen Şia eksenli İslami devrim Müslüman ülkeleri etkisi altına almıştı. Ülkemiz de bu etkinin tesiri altından kurtulamamıştır. Bu kapsamda küresel aktörler karşıt bir selefi anlayış çerçevesinde “Ilımlı İslam Projesini” sahneye sürmüşlerdir.

12 Eylül 1980 ihtilali ile birlikte “Ilımlı İslam Projesi” kapsamında ülkemizde ciddi bir faaliyet yürütüldüğünü yaşananlardan ve yazılı kaynaklardan tespit etmekteyiz. Dönemin devletine ve milletine aidiyet duymayan siyasetçi ve bürokratları aracılığı ile küresel amaçlar doğrultusunda ülkemizde “Yeşil Kuşak Projesi” hayata geçirilmiştir. Önce “Tam Bağımsız Türkiye” şiarıyla yola çıkanlarla “Milliyetçi Türkiye” diyen zinde güçler çeşitli provokasyonlarla birbirini imha etme sürecine sokulmuşlardır. Solcu Hüseyin’i vuran silahın bir başka sokakta ülkücü Sait’i vurduğu tespit edilmiştir. 12 Eylül ihtilali ile birlikte sağ kalanlar ceza evlerine doldurularak zihinsel ve psikolojik olarak başka bir imha süreci ile karşı karşıya bırakılmışlardır. Yarının büyük ve güçlü Türkiye’sini yaşatacak ve yüceltecek zinde güçleri bertaraf edildikten sonra merdiven altında muska yazan üfürükçüler ile İslam adına ihanet kokan dergi ve gazete satanlar, sokakta kan gövdeyi götürürken etliye sütlüye karışmayanlar iktidara taşınmışlardır.
YAZININ DEVAMI !

Alaattin Aldemir CHP’ye 550 kişi ile katıldı Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı, MHP’nin kurucu lideri merhum Alparslan Türkeş’in Danışmanı Alaattin Aldemir ve 550 kişi CHP saflarına katıldı.

Alaattin Aldemir CHP grup toplantısında resmen CHP’li oldu. Aldemir’in rozetini bizzat Kemal Kılıçdaroğlu taktı.

Aldemir’in yanı sıra Ülkücü camianın önemli isimlerinden; Ahmet Yıldız, Ali Emekçi ve Ebru Atalay da CHP’ye üye oldular.

https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/alaattin-aldemir-chpye-katildi-2385261/

“Bahçeli, Kerkük için oğlum adına karar veremez!”

 

Üç gardaştık bir zamanlar üç gardaş

O toprakta, sen zindanda, ben sürgün

Aklımıza gelir miydi hiç gardaş?

O toprakta, sen zindanda, ben sürgün

Ozan Arif böyle târif ediyordu, 12 Eylül sonrasında ülkücüleri. Suçları, vatanı sevmekti. Dile kolay, beş bin genci toprağa verdiler. Binlercesi hapiste yattı veya yıllarını sürgünde geçirdi. İşkencenin her türlüsünü gördüler. Gücendiler, kırıldılar, hayâl kırıklığına uğradılar ama devlete hâin olmadılar.

Bir ara adları, mafyaya çıktı. Dizi filmlerde şapşal kabadayı bile oldular. Horlansalar da dışlansalar da zor zamanda “Buradayız!” dediler. Devlet, millet, vatan ve bayrak aşkları hiç bitmedi.

Geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Kerkük için beş bin gencin hazır olduğunu söyleyince, beş bin gencin toprağa düştüğü günleri yaşayanların ne düşündüğünü merak ettik. Beş bin genç, MHP liderinin bir sözüyle Kerkük’e gitmeli miydi?
YAZININ DEVAMI !

SİVİL ÜLKÜCÜLÜK MÜMKÜN MÜ?

Bu yazının nedeni geçtiğimiz günlerde bir dost meclisinde liberal yanı ağır basan bir katılımcının tespiti ve bu tespitin beni sevk ettiği düşünce hali. Dostum “Ülkücülük, Şerif Mardin’in tanımından hareketle Anadolu çocuklarının ‘çevreden” merkeze olan kültürel yürüyüşünde en güdük kitle hareketi olarak kaldı. Ne yazık ki an itibari ile ülkücülük köyünden kopmuş ama şehre de tam entegre olamayarak Türkiye’nin “kasabalı” kalmış en büyük kitle hareketidir.” Bu tespit üzerine biraz da sinirlenerek, ortodoks bir ülkücü refleksi ile alışageldiğim üzere “Peki ya Kürtler?” diyerek karşı saldırıda bulunmayı düşündüm ancak susmayı ve beynime bıçak gibi saplanan bu tespitler üzerinde biraz tefekkürü tercih ettim. İyi ki etmişim yoksa bazılarını kızdıracağını düşündüğüm aşağıdaki çıkarımlara ulaşmam mümkün olmazdı.

“Ülkü” kelime anlamı itibarı ile “amaç edinilen, ulaşılmak istenen şey, ideal, yalnızca düşünce ile kavranabilen şey” anlamlarına geliyor. Aslında sonuna “-cü” ekini ekleyerek böylesine soyut bir kavramı bir ideoloji, bir siyaset anlayışı haline getiren bir hareketin Türkiye’nin son 15 yılına damgasını vuran çevrenin merkeze olan kültürel yürüyüşünde en gerilerde kalması, entelektüel bir birikimle ve eleştirisel bir yaklaşımla kendini yeniden yorumlayamadan Hegel’in tabiri ile “zamanın ruhunu” ıskalaması ne hazin. Kendini ördüğü yüksek korku duvarları ve onların içindeki paranoya kafeslerine hapsederek, bu da yetmemiş gibi bir de kendisini bu kafeslerin içinde bin bir çeşit komplo teorisine zincirlemesi aslında bu hazin tabloyu daha da kötüleştiriyor.

YAZININ DEVAMI !

“KAHRAMANLAR ÖLMELİ” (Mİ)?

Herbirimizin destanlaşan yaşanmışlıkları vardır nefis olur diye anlatmaktan edep ettiğimiz! İki kutuplaştırılan “KÜRESEL KURGU DÜNYANIN” ülkücüleri yada devrimcileri idik.Büyük çoğunluğumuz hak bildiğimiz “TUZAKLI YOL”da teslim olmadan,satmadan… destansı bir onurla yiğitçe yürüdük.
YAZININ DEVAMI !

SENİN İÇİN KAYGILIYIM GÜZEL ÜLKEM !

SENİN İÇİN KAYGILIYIM GÜZEL ÜLKEM !
Her ne kadar en güzel yemişlerini yemesem de kaygılıyım senin için.
Her ne kadar senin en güzel kumsallarında yürüyemesem de kaygılıyım senin için.
Her ne kadar senin en berrak sularında yüzemesemde kaygılıyım senin için.
Her ne kadar en iyi üniversitelerinde okuyamasamda kaygılıyım senin için.
Her ne kadar en iyi hastahanelerinde tedavi göremesemde kaygılıyım senin için.
Her ne kadar senin adına sana rağmen bana/bize işkenceler,hapishaneler,hukuksuzluklar… reva görülsede kaygılıyım senin için.
Her ne kadar…

YAZININ DEVAMI !

aldemir

Sevgili Yurdum

Sevgili Yurdum,
Üzülme ve korkma çünkü kimse yoksa “YİNE BİZ VARIZ” kimse yoksa.
Çoğunluğun “KORKULARINA VE KONFORUNA YENİLDİĞİ” yerde yine biz “HAK,HUKUK,ADALET,ÖZGÜRLÜK,HAKİKAT,MEŞRUİYET,ÜLKE,ÜLKÜ..”diyen bizler varız.
Nereden ne adına gelirse gelsin zulmün karşısında mazlumun yanında olan ” BİZLER” varız.
Çoğalıyoruz her geçen gün ile!

DÖNÜŞEN DEVLET ve SİVİL TOPLUM

“Aslında imparatorluk bakiyesi bir toplumdan “önce devlet ve ona uygun bir Millet” oluşturma projesi olan cumhuriyet serüvenimiz, 21’nci yüzyılda “milletin istek ve taleplerine uyan bir devlete dönüşme” sancısı yaşıyor ..”

İnkar edilen ve görmezden gelinen bir takım tarihi, etnik, dinsel, çevresel, cinsel farklılıklar kovuklarından önlenemez ve inkar edilemez bir gerçeklikle gün yüzüne çıkıyor. Sanal gerçekliklerle şuurlaşan birey ve gruplar şok üstüne şok yaşıyor, panik içersinde tepki veriyor. Siyasi ve sosyal mensubiyetler tekrardan gözden geçirilip, yeni toplumsal dengeler oluşturuluyor.

Her ideolojik yapı, grup ve meşrepten insanlar totaliter veya özgürlükçü duruşlar alıyor, zihinsel tanımlarını yeniden yapıyor. Özgüveni yüksek olanlar özgürlükçü cenahta temayüz ediyor. Yeni Türkiye toplumu olmayı bir doğum olayına benzetirsek; sancılar, kanamalar, korkular, stresler, kaygılar, beklentiler, sevinçler, müdahaleler söz konusu. Herkes iyi niyetli ama unutmamalıyız ki ananın da çocuğunda sağlığı önemli, risk kabul edilemez. Şahsi hesapları ve düşmanlıkları bir kanara bırakıp, doğumun sağlıkla bitmesine yardım etmek gerekir. İşte tam da bu noktada “Sivil Toplum” organizasyonlarının hayati önemi devreye giriyor.

YAZININ DEVAMI !